3 Kasım 2016 Perşembe

Kasım'da her gün "Sweet November"


Havalar soğurken çoğu zaman evden çıkmak bile istemiyorsanız keyifli vakit geçirmenin en pratik yolu evde film izlemek. İster yalnız olun, ister arkadaşlarınız, aileniz ya da sevgiliniz olsun yanınızda, bence evde vakit geçirmenin en mutluluk verici hali film izlemek. Kasım madem bu sene Şubat'ı aratmayacak diyorlar, "Kasım yeni Şubat" diyerek tabiki kasım ayının vazgeçilmez klişesi Sweet November'dan başlayan romantik bir liste sunuyorum size; 

Sweet November

Kasımda aşk başkadır, özellikle Keanu Reeves ve Charlize Theron'unki bambaşka! Reklamcı Nelson, farklı bir dünyanın insanı Sara ile tanışıp, kasım ayında birlikte yaşamalarıyla Nelson'un tüm hayatı değişir. Sweet November bize gerçek aşkın tek bir zamana değil, tüm zaman dilimlerine yayıldığını gösteriyor. Belki de aşkın meşhur ayı şubat değil de kasımdır?

Before Sunrise

Ethan Hawke ve Julie Delpy'nin başrollerini paylaştığı triolojinin ilk filmi olan Before Sunrise, trende tanışan iki yabancının Viyana'da birlikte geçirdikleri günü anlatıyor. Bir günde bir insanı nasıl tanıyabilirsin, nasıl aşık olabilirsin sorularına ustaca cevap verirken tek bir soru havada kalıyor. Jesse ve Celine aşklarını bir güne sığdırabiliyorlar mı? 

P.S. I Love You

Holly ve Gerry kendi yağlarında kavrulan, birbirlerine ilk günkü gibi aşık bir çifttir. Gerry'nin ani ölümüyle dul kalan Holly hayata nasıl devam edeceğini bilemezken 30. yaş gününde ölen kocası Gerry'den aldığı mektuplar her şey değişiyor. Holly film boyuncu Gerry'nin mektuplarını takip ederken, ilişkilerine flashback'lerle Holly ve Gerry'nin ölümsüz aşkını izliyoruz.

The Notebook


Zengin kız fakir oğlan, ilişkiye karşı çıkan aileler, yağmur altında öpüşmeler, gönderilmemiş mektuplar... Tüm klişeleri barındırmasına rağmen gelmiş geçmiş en romantik filmlerden olan The Notebook, Noah ve Ally'nin tutkulu aşkını anlatıyor. Ryan Gosling'in karizmasından mı, Rachel McAdams'la aralarındaki uyumdan mı bilinmez ama Noah ve Ally'nin aşkı dün ve bugün olduğu gibi yarın da hafızalarımızdan silinmeyecek.

Her


Son zamanların en orijinal aşk hikayesi olan Her boşanmış, yalnız bir yazar olan Theodore'un yeni çıkan, her ihtiyacı karşılayan işletim sistemi satın almasıyla başlar. Theodore daha sonra işletim sisteminin sesi Samantha'ya aşık olur. Modern zamanlarda teknolojinin getirdiği yalnızlığı ve değişen aşk ilişkilerini çarpıcı bir yorumla ele alan Her, alternatif sinema sevenlerin gözünden kaçmamalı.

Casablanca


Başrollerini Ingrid Bergman ve Humphrey Bogart'ın paylaştığı, 3 Oscar sahibi, 1947 yapımı Casablanca klasik aşk hikayesinden vazgeçmeyenlerin gözdesi. Nostaljik film kuşağının elması olan Casablanca, 2. Dünya Savaşı sırasında Morocco'da geçen bir aşk hikayesini anlatıyor.

Eternal Sunshine of the Spotless Mind


Eski sevgilinizi ve onla yaşadığınız tüm anıları zihninizden silme şansınız olsa ne yapardınız? Peki her şeye rağmen sil baştan başlasanız aynı kişiye yine aşık olabilir misiniz? Orijinal senaryosuyla Oscar alan filmde tüm bu soruların cevabını bulabilirsiniz. Clementine ve Joel'un etkileyici olduğu kadar şaşırtıcı aşkı, klişe aşk hikayelerinden sıkılanlar için ideal bir tercih.

Blue Valentine


Filmlerdeki idealize edilmiş aşk hikayelerinden sonra salt gerçek, romantize edilmemiş aşk hikayesiyle karşımıza Blue Valentine çıkıyor. Hızlıca aşık olup, hızlıca evlenen bir çiftin yıllar sonraki ilişkilerini mercek altına alırken, izleyiciye aşkın en tatlı yönlerinden çok acı gerçeklerini gösteriyor. Bazen en güzel aşkın en kusursuz aşk değil, en gerçek aşk olduğu mesajını da satır aralarından okunuyor.

Candy


Film, eroin bağımlısı bir çiftin aşkının cennet, dünya, cehennem olmak üzere 3 ayrı bölümde işlenişi üzerine kurulu. Filmin teması her ne kadar bağımlılık gibi görünse de aslında Candy filmi aşkın tanımına ve ilişkiye farklı bir perspektif sunuyor. Aslında aşk da bir çeşit uyuşturucu değil mi gibi düşünceler akılları karıştırırken, Candy ve Dan'in aşklarına duyduğumuz hayranlık kafamızdaki olumsuz sesleri susturuyor.

Titanic


Tarihin en büyük gemisi, en büyük kazası ve en büyük aşkı Titanic'i izlerken hala ilk seferki gibi üzülmemiz Titanic'i tüm zamanların en iyi romantik filmlerinden biri yapıyor. Genç Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet'ın büyüsüne kapılmadan izlemeyi imkansız kılan film, etkileyici final sahnesiyle de son noktayı koyuyor.


18 Ekim 2016 Salı

Bedava


"Sahip olma" dürtümden vazgeçemediğim, bedava yaşamaktan korktuğum için hayallerimi erteliyorum hep bir sonraki zamana... Bedava yaşamayı seçtiğim tek şey "esirlik"şairin de dediği gibi... Olsun buna da şükür=)


Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

10 Ekim 2016 Pazartesi

Takıntılı Zamanlar



      Ne yaparsan yap olduğun kadarsın, yetiştiğin kadarsın, anladığın kadarsın, bildiğin kadarsın. Bazen çok bilirsin yine de olmaz, olmuyorsa olmadığındandır, zorlamayacaksın, bırakacaksın, bırakacaksın ki rahatla, zaman diyorlar ya en güzel ilaç, öyle valla öyle de, geçmiyor bazen kalıyor öyle olduğu yerde, onu da zorlamayacaksın aslında, sıkmamak lazım hiçbir şeyi, zamanı da, rahat bıraktın mı su bulur yolunu. Ne diyordum, evet evet, yetmeli insan kendine, kimse yoksa da konuş kendi kendine, insanın kendine söyleyecekleri de olmalı bazen. Ben bu ara biraz böyleyim, biraz gelgitli aklım, çabuk geçse ya zaman keşke...

3 Ekim 2016 Pazartesi

Koşmalı mı Durmalı mı




Zaman zaman geçmişte aldığım kararları sorgulayıp keşke diye iç geçiririm pek çoğumuz gibi. Neyseki uzun süre takılmam keşkelere, aman canım kısmet böyleymiş der geçerim ama anlık da olsa düşünürüm, hayatım bambaşka olabilir miydi diye. Düşünsenize 17 yaşında lise son sınıftayken, hayatınızın en önemli kararını vermenizi istiyorlar sizden, "mesleğinize" seçmenizi... O yaşta bir genç ne kadar doğru karar verebilir ki, heleki kendi zamanımızı düşünüyorum da, internet yok elimizin altında, rehber öğretmenler şimdiki gibi öğrenciyle iç içe değil, üniversite seçenekleri az, kısacası her şey çok zor. Zaten bence o yüzden, benle aynı jenerasyondaki birçok insan işinde mutsuz. Gelelim esas söylemek istediğim şeye, geçenlerde bir yerde okudum, diyor ki; "kararlarınızı sorguluyor olabilirsiniz, şimdiki aklım olsaydı öyle değil de böyle yapardım diyor olabilirsiniz, ama unutmayın, kararınız farklı da olsaydı, yaşadığınız ruh hali, maddi ve manevi şartlar olacaktı, çünkü siz şu anda yaşamanız gereken hayatı yaşıyorsunuz." Bunu okuduğumdan beri içim daha rahat, daha huzurlu ayrıca yeni hayatlar kurmak için de hiçbir zaman geç değil. Hayallerimiz henüz gerçekleşmediyse zamanı gelmediği içindir, yanlış kararlar aldığımız için değil.

Günün film tavsiyesi: "Perfect Sense" filmin adına bakıp sıradan bir romantik film sanmayın, aslına bakarsanız distopik bir dünya izliyoruz filmde, kaos, hiçlik ve belki de kıyamet. Bu kadar umut dolu girizgahtan sonra biraz depresif bir öneri oldu sanırım=) Üzerine bir de Lars von Trier'den Melancolia izleyin, ölümlü dünya nasılsa deyip bırakın işi gücü, koşun hayallerinize, bir şekilde bağladım işte önsözüme=)

24 Eylül 2016 Cumartesi

Cumartesi Üçlüsü


Uzun süredir her gün bir film izliyorum, izlemediğim gün kendimi eksik hissediyorum, keşke aynı duyguyu spor için de hissedebilsem =) İzlediğim filmleri de twitter hesabımdan, kendi zevkime göre paylaşıyorum. O halde madem bugün Cumartesi, madem hava kapalı, oturun evde film izleyin, girin battaniyenin altına, alın kahvenizi, açın bir romantik komedi, ne de olsa hepimiz amerikan romantik filmi kıvamında hayatlar yaşıyoruz. Ne romantizmi ayol, benim gibi çocukluğu arabesk şarkılar içinde geçen bir kız kamyon şoförü kıvamında bakar hayata, benim film tavsiyelerim bol cinayet bol kan bol dövüş içerir. Bir de öyle çok popüler olmamış filmler tavsiye ederim ben, kahrolsun popülizm, lisede de hiç sevmezdim popüler kızları =)

Gelelim bugünkü film önerime: Backcountry; genç bir çiftimiz var, ilişkilerini toparlamak ve başbaşa zaman geçirmek için ormana kampa gidiyorlar (ne gerek var oturun evde işte), başta imrendiren huzur dolu mis gibi doğa sonrasında sizi gerim gerim geren sahnelere ev sahipliği yapıyor. Sinemada değil ama evde çok güzel giden filmlerden.

Kitap önerim: Benim Hüzünlü Orospularım, Gabriel Garcia Marquez'in en sevdiğim kitaplarından biri. Ben de uyandırdığı his, vaktiniz varken doyasıya yaşayın.

Mekan önerim: Tabisi Cafe Cadde. Haftanın ortalama 3 günü orda olduğumdan mıdır nedir, evim gibi rahat ediyorum. Pazar kahvaltısı enfes, akşam yemeğine gidecekseniz eğer, ana yemeklere geçmeden önce başlangıç olarak mutlaka acılı baharatlı karides yeyin derim. Afiyet, bal şeker olsun=)


22 Eylül 2016 Perşembe

Kocişi olmayanlar üzülmeyin =)




Instagram, facebook, snapchat derken sağımız solumuz, pembecikle içinde kocişleriyle mutlu mesut yaşayan evli kızlarla doldu. Hayır, mutlu olsunlar tabi mesele o değil, ben de mutluyum çok şükür =) Ama insan imreniyor ister istemez, kalmışsın sabahın köründe, sıcacık yatağından çıkıp giyinmişsin, sürüne sürüne işe gitmişsin, birilerini memnun etmeye çalışırken arada birkaç dakika instagrama gireyim diyosun, aman sabahlar olmasın, prenses grubundakiler öğlene doğru uyanmış, pembe taşlı tuşlu uyku maskelerini pembe cupcakeli türk kahvesi fincanlarının yanına koyup, kalıcı french ojeleri ve kafam kadar tektaşlarını da gözümüze soktukları "kocişko işte ben sabah keyfinde" temalı fotoğraflarına bakarken buluyosun kendini. Altında da yorumlar "pontişim keyfin bol olsun", "gel de beraber olsun fintoşum"... Ee olsun da bize reva mı bu derkeen içime su serpen haberle karşılaştım. Hastaymış ayol bu kızlar, bildiğin tanılı, teşhisli hasta. 

Psikiyatrist, Prof. Dr. Arif Verimli bu tür kadınların cam fanusta, dış dünyanın kötülüklerinden uzak büyütüldükleri için bunun sonucu olarak da dış dünyaya karşı duyarsız, toplumsal sorunları umursamayan, “La belle indifference” da denilen güzel aldırmazlık sendromuna yakalandıklarını söylemiş. Bu da beraberinde histeriyonik ve narsistik kişilik bozukluğuna sebep oluyormuş. Sonra da böyle deli deli mutluluk fotoğrafları paylaşıyorlarmış. (dedi ve akşam sevgilisiyle pembe fincanlı “aşkitomla kahve keyfi” fotoğrafı paylaştı.

20 Eylül 2016 Salı

Zaman Geçiyor




3 sene geçmiş eski bloğuma bir şeyler yazmayalı, oysa ne kadar severim yazmayı, yazdıklarımı okumayı, yıllar geçtikçe ne kadar büyüdüğümü yazdıklarımdan anlamayı =) 3 sene öncesine bakıyorum şimdi, hayatım hem hiç değişmemiş hem çok değişmiş, mutlu muyum çok mutluyum gerisi boş...

Bu ara biraz yaşa takığım. Bu yaştan sonra olur mular çok var kafamda... . 35 yaş kadınların geriye doğru gittiklerini hissettikleri yılların başlangıcı sanırım... Her şey daha zor, daha yorucu, daha sıkıcı, başlamak için çok geç,bitirmek için çok uzun gözüküyor insanın gözüne... Spora başlasan bir Adriana Lima olmaz, yeni bir okula başlasan kafan almaz, yeni bir dil öğrenmeye vaktin olmaz sanıyorsun.

Yok ama değilmiş öyle (kendisiyle çelişen blogger), şimdi geriye dönüp baktığımda 20lerimde aldığım kararların çok da isabetli olmadığını görüyorum. 30dan sonra kişiliğimiz tam oturuyor aslında, en azından benimki öyle oldu, ne olmak istediğimi, ne yapmak istediğimi, kendimi nerede görmek istediğimi 30dan sonra keşfetmeye başladım. Kariyer, evlilik, çocuk, iyilik, güzellik, hırs, öfke hepsi 30dan sonra anlam kazandı hayatımda. O zaman neden geç olsun ki yeni başlangıçlar için, tam zamanı aslında.


Olsunlar / Olmasınlar =)

Sevmediğiniz işi yapmayın.

Enerjinizi düşüren mutsuz insanlardan uzak durun.

Başkalarının doğrularını dinleyin ama kendi doğrularını uygulayın.

Kötü gün dostu olduğunuz kadar iyi gün dostu da olun. Başkalarının mutluluğuyla mutlu olmak erdemdir.

Hırslarınız uğruna hayatı kaçırmayın.

Evlenmeseniz de olur, sevgililik kadar güzeli var mı =)

Çok uyumayın, onun yerine bol bol dizi ve film izleyin.