30 Mart 2009 Pazartesi
Günlerden bahar..

Güneşli bir sabaha uyandım, asansöre bindiğimde Barcelona'nın soundtrack'i çalıyodu, filmi izlediğim-iz- gün geldi aklıma, meğer ne güzel bir günmüş:) Yolda Mesut'u dinledim, güldüm, tanıdık, sevdik birini dinlemek ne güzel.. Arada "Everybody's changing" çaldı.. Ne güzel şarkıdır.. İster istemez düşünürsün gerçekten herkes değişiyor mu diye.. Evet, değişiyor, hepimiz değişiyoruz.. Bakışlarımız, saçlarımız, gülüşümüz, çizgilerimiz, giysilerimiz, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz, telefonumuzdaki hızlı aramaya kayıtlı isimler, inandıklarımız, inanmadıklarımız, düşündüklerimiz, sevdiğimiz ojenin rengi, her şey, herkes değişiyor.. Dünya değişiyor, nesiller tükeniyor, buzullar eriyor, dünya şekil değiştirirken biz nasıl değşmeyelim.. Böylesine hızlı bir değişimin içinde ben şahsen arada arızalanıyorum, maraza çıkartıyorum.. Ama çabucak geçiyor sonra, böyle benim arızalarım, ağlarken bir anda gülüveririm, git derken aslında içimden elimi uzatırım gitme diye..
Neysee "Everybody's changing" bana Travis'in "Flowers in the window"unu anımsatınca işe gelir gelmez onu da dinledim.. Tam bahar şarkısı..
Değişenlerin, değişimlerimin yanında değişmeyenler de olsun istiyorum.. Bunları da sonra yazarım..:)
B.
26 Mart 2009 Perşembe
Türk kahvesi..
24 Mart 2009 Salı
*/*/*/*

Şimdi anlıyorum ki ancak suç, suçluluk, günah, ayıp, aldatma, bağlılık gibi yalancı kavramlardan ayıkladığımız zaman beynimizi, gerçek kimliğimize kavuşabiliriz.. Hepimiz dağılmalara, ayrılıklara, bitişlere, başlangıçlara, düzenlere, düzensizliklere, yıkıp yeniden kurmalara, tuzaklara hazırlıklı geliyoruz aslında bu dünyaya.. Ama bazılarımız farkındayız bunun.. Unutmanın, düşünmemenin hafifliğinin tadına ancak bazılarımız varabiliyoruz..
Hayat tercihlerimizle akıp gidiyor, hepimiz zaman zaman geri gelmeyecek anlara, anılara tutunarak yaşamaya çalışıyoruz, ama bu bir yanılsama sadece.. Boşuna yorulmaktan başka bir şey değil.. Zira geçen zamanı kim geri getirebilir ki.. Tutunmadan yaşamak lazım, her sabah yeni bir farkındalıkla uyanıyorum, bu sabahki de buydu:)
Bir de sanırım sirkte çalışmak istiyorum bu aralar..
B.
Sevdiğim sözlerden..
Düşündüğünü hemen yapmazsan sonra karar vermek zorunda kalırsın!
-Kim söylemiş bilmiyorum, kimse söylememiş de olabilir, aklımda kalmış öyle-
-Kim söylemiş bilmiyorum, kimse söylememiş de olabilir, aklımda kalmış öyle-
23 Mart 2009 Pazartesi
Komşular..

Bir apartmanın en üst katında oturuyorum.. Alt katımda karşılıklı iki dairede iki kız oturuyor. Kızlardan biri bazen sabahları ağlayarak uyanıyor, duyuyorum sesini, canı sıkkın bu aralar farkındayım, o yüzden sık sık kendini dışarıya atıyor, onunla karşılaşmak mutlu ediyor beni, gülüyoruz, umursamaz bir tavrı var, daha doğrusu böyle bir kabuk altına saklanmış, içi öyle değil aslında, onda kendimi görüyorum, tek farkla benim öyle bir kabuğum da yok.. Boşver diyor bana sık sık boşver..
Diğer kız ise çok güçlü, akıllı bişi.. Beni çok eğlenceli buluyor, şaşırıyor bazen ağlarken nasıl birden gülebiliyorsun diyor.. Onunla karşılaşmayı da seviyorum, hatta bazen kapı sesini duyup numaradan dışarı çıkıyormuş gibi yapıyorum karşılaşalım diye.. Çünkü onun öylesine söylediği bir cümle bazen benim günümün işareti oluyor, ama o farkında değil bunun.. Duygularını yönlendirebilmeyi öğrenmiş, bana da öğretiyor yavaş yavaş..
Giriş katta oturan kızı çözmem zaman aldı.. Hissetmesin izlendiğini istedim, hassas bir kız, biraz da kapalı dışarıya.. Kırmızı saçları var, yakışıyor ona.. Çok iyi kalpli bir kız, o yüzden inanmasa da istediği her şey önüne geliyor, ani karşılaşmaları pek sevmiyor bence, hazırlıksız yakalanmaktan hoşlanmıyor, ama ben yine de onun karşısına aniden çıkmayı seviyorum, alıştı bana..
Orta katta bir çocuk oturuyor, tuhaf bir bağ var aramızda, sık sık karşılaşıp sohbet ediyoruz, çok büyük bir dünyası var, izin verdiği kadarını keşfedebildim sadece.. Zor biri ama aynı apartmanda olduğumuz için mutluyum, aynı kapıdan çıkıp farklı yerlere gitsek de, aynı tarafa bakıyoruz çoğu zaman..
Karşı daireme bir çocuk taşındı.. Aslında arka sokakta oturuyormuş, görürdüm bazen, hem tanıdık hem yepyeni yani.. Bu ara en çok onunla karşılaşmayı seviyorum, sanırım kapı sesimi dinliyor, ne zaman çıksam karşımda görüyorum.. O da seviyor bu karşılaşmaları biliyorum.. Aynı kapıdan çıkıp aynı yere gidiyoruz, konuşuyoruz, gülüyoruz, bazen de susuyoruz öylece..
B.
20 Mart 2009 Cuma
Uyandım!

En doğru zaman canın istediği zaman, anlaştığın zaman kendinle.. "Uyayabiliyorum" daha da güzeli mutlu uyanıyorum.. Korkular, endişeler, şüpheler bir yana telaşlarımmış beni uyutmayan.. Passifloram oldu sakinliğim:) Doğru zamanı bekleriz ya hep, canımın istediği zaman doğru zamanmış sahiden.. Hesap kitap yapmadan, sonunu düşünmeden, bahanelerin arkasına saklanmadan "canım istedi" diyebilmekmiş doğru zaman.. Başkalarının doğru zamanları beni ilgilendirmiyor artık, aynı zaman dilimini yaşamak zorunda değilim ki kimseyle..
Daha da güzeli, sebepsiz değil bu mutlu uyanmalar..:)
B.
17 Mart 2009 Salı
/*/*/*/

Hiçbir zaman aklı başında, hesaplı kitaplı davranışlar içinde yaşayan biri olamadım ne yazık ki.. Böyle olmayı hep istedim de yapamadım.. Yalnızca bana uzak, ilgi alanımın dışında ya da kırıldığım ve değmez bulduğum kişilere karşı tavır geliştirebildim.. Her duyguyu en yoğun, en aşırı biçimde yaşıyorum.. Bu yoğunluk içinde tepkilerimin sonuçlarını hesaplama sağduyusu gösteremiyorum..
B.
16 Mart 2009 Pazartesi
**Çaldım..

"...
Bellek belli bir yerde takılıp kalır. Bir sabah ya da gece yarısı, kar kokan bir öğle üzeri, bir yaz akşamı; bir sokak ya da oda kapısında, bir lokanta masasında, güneşi emmekten yorulmuş bir dal ucunda takılır kalır. Çok sonraları o yerin ve o anın fotoğraf durağanlığı ile belleğinize işlenmiş olduğunu görür ve orada, o anda bir daha hiçbir zaman o eski siz olmamacasına derin, köklü ama adını koyamayacağınız bir değişim geçirmiş olduğunuzun ayrımına varırsınız.
...”
"...
Sevmek sonradan usulca okşamaktır bir elin değdiği yerini saçlarınızın.
Sevmek yaşamınıza birdenbire girip, bir süredir ona sessizce katılmakta olan birini ondan önceki denge ve düzeni hiç bozmamaya çalışarak kabullenmek midir?
..."
13 Mart 2009 Cuma
Sevdiğim sözlerden..
"İnsan bir kuyuya düştüğünde, itenin ne önemi vardır ki. Onu en çabuk şekilde dibe götüren, kendi ağırlığıdır..Öğrendim; dans etmeyi bilmeyen biriyle müzik bile dinlemeyeceksin, hayat aşktan büyüktür.."
Çaldım..**

“……. şimdi artık biliyorum ki, bütün yaşantımız içinde ancak bir/kaç kişiye böyle bir hak tanırız. onu şımartır, yüz verir, alttan alır ve hatta ona teslim bile oluruz. O da bunu zaten taa en başından beri bilmektedir. Eğer çok şanslı değilseniz, karşınızdaki şımarır, ipin ucunu kaçırır. Bin pişman olur, incinir, düşkırıklarıyla yaralanır ve acı çekersiniz sonunda.
Bazen, çok ender de olsa şanslısınızdır ve bir mucize yaşarsınız. Çünkü karşınıza dilinize akraba biri çıkmıştır. (Tanrım, mucizeleri ne çok seviyoruz böyle!) O sırada kaç yaşında olduğunuzun, nerede, nasıl olduğunuzun kesinlikle önemi yoktur. (Hayır yoktur!)…..”
11 Mart 2009 Çarşamba
Karşımda kelimeler:)

Zaman ve mekan içinde seslerin kaybolmadığını bilirsiniz. O yüzden kelimelere çarpıyorum bu aralar sık sık..:) Bir yerde yürürken, odamda otururken, masamda çalışırken, birden bir kelime geçiveriyor önümden.. Ya sinirleniyorum o anda, ya da gülümsüyorum.. Bir kelime diğerini de peşinden getiriyor, sonra hepsini birleştiriyorum, herhangi bir "an"da duyduğum cümleler ipli kuklalar gibi önümde sallanıyor sanki, sonra birden değiştiriyorum kelimelerin yerlerini, -me'leri, -ma'lari atıyorum mesela kelime sonlarından, ünlemleri kaldırıyorum, noktalar yerine virgüller koyuyorum.. Değiştiriyorum anlamlarını bir anda.. Sonra anlıyorum ki duyduğum her cümleye, yaşadığım her "an"a anlamını veren de benim zaten..
Bu arada yukardaki kelimelerden ilk hangisi gözünüze çarptı acaba? Ben ilk "wish"i gördüm, sonra da "miracle" üstelik fazla kenarda köşede kalmasına rağmen:)
B.
10 Mart 2009 Salı
**Çaldım..

"...
Anladım ben bütün o masallarda neden canavarları öldüren bir garibana verdiklerini prensesleri. Çünkü ancak korkuları öldürenler hak ediyor o güzel kızları, kraliyet sofralarını, o sonsuz şölenleri. Ancak canavarları öldürenler ispatlıyor insanlara yeniden, korkuların yenilebileceğini.
Onlar işte, insanlığın aradığında bulacağı geri dönüş yollarındaki, beyaz, parlak, küçük çakıl taşları gibi duruyorlar. Her gün aslında onlar ve her gece, sana, bana, diğerlerine herkesin kendine ait olabileceğini, herkesin sadece kendine ait olduğunu söylüyorlar. Ah! Ne güzel oluyor o zaman. Ne güzel oluyor uyandığın ilk sabah
..."
9 Mart 2009 Pazartesi
...

Yanlış anahtarlar varmış hep elimde, o yüzden ne kadar zorlarsam zorliyim açılmamış kapılar.. Şimdi ise uzun zamandır ilk kez doğru anahtar elimde.. Kapı karşımda, anahtar elimde, açamıyorum ama bu kez.. O kadar alışmışım ki kapalı kapılara, korkuyorum şimdi ne çıkıcak karşıma diye.. O yüzden bakıyorum öylece kapıya.. Sen korkma desen de.. Neden diye sorma nolur, sen bul cevabı, ama söyleme bana, kendine sakla, söylersin nasılsa sonra.. Ne çok konuşurmuşum meğer eskiden, şimdi susalım öylece.. Konuşuruz nasılsa sonra..
B.
6 Mart 2009 Cuma
Özledimm..

* En başta çocukluğumu özledim.. Dün akşam ilkokul arkadaşlarımla buluşunca daha iyi anladım.. Herkes ayrı şeyler hatırlıyor o yıllara ait, anladım ki hafızamızda tuttuğumuz ayrı ayrı, farklı farklı detaylar hepimizin bugün yaşadıklarının aynası aslında..:)
* Kuşadası'nda marketin önündeki duvarda oturmayı özledim, ayrıca kestirme yoldan -ıssız olurdu biraz- giderken en öndekinin yalandan attığı çığlığın bir anda koroya dönüşüp hem gülüp hem çığlık çığlığa koşmamızı özledim..
* İlk aşkımı görmek için komşu yazlığın balkonuna gidip, hiç anlamadığım Ege aksanlarına ve zaten dinlemediğim -çünkü gözüm karşı balkonda=)- için anlamadığım konulara sırf onlar gülüyo diye gülmeyi özledim..
* Bodrum'da yaşımız tutmadığı için -hoş genelde kızları alırlardı da çocuklar kalırdı kapıda- sahilde oturmakla yetindiğimiz günleri, sonra mezarlığın önünden siteye doğru giderken o anda uydurduğumuz korku hikayelerini özledim..
* Samsun'da kuzenlerimle oklava savaşı yapmayı, kendi uydurduğumuz oyunları özledim.. Ayrıca niye o yaşlardaki bütün çocuklar evcilik oynarken, ben bakkal olucam siz de benim çıraklarım diye tuttururdum bilmiyorum..
* Yakın geçmişte de özlediğim çok şey var. En başta da geçen sene Mesut ve Pınarla kısa film çekme denemelerimiz sırasında karnımıza ağrı girene kadar gülmelerimizi, Pınarla stüdyoya kapanıp bağıra bağıra şarkı söylememizi özledim. Hoş bunları hala yapıyoruz zaten=)
Özlemek iyidir, yüzde tebessüm bırakır=) Pek de güzel özlü sözler uydururum=)
Devam ederim sonra yine..
B.
4 Mart 2009 Çarşamba
Love in the Time of Cholera
"Fifty-one years, nine months, and four days... That is how long i have loved you..." Filmi özetleyen replik bu olsa gerek =) Aşk böyle bir hastalık sanırım, o yüzden filmin en güzel sahnelerinden birinde karantina bayrağını çekiyorlar ki kimse onlara yanaşamasın.. Ee 51 sene sonra kavuşulan bir aşkta da her türlü bayrak çekilir zaten=) Erdem, ask, sadakat -bu filmde biraz tuhaf bir sadakat anlayışı var, o ayrı=)- merhamet, sevgi, bekleyis, cesaret.. Film işte diyorsun izlerken, ama o büyülü gerçekçiliğin içinde kendine de bir yer arıyorsun farkında olmadan..
Bağlar çözülüyor içimden.. Bir de gerilerden buralara kadar özenle taşıyıp getirdiğim korkularım, endişelerim, çelişkilerim, beklentilerim olmasa ne kadar da kusursuz olacak her şey.. Koptum yine filmden, ben koruma altında olan hiçbir şeyi istemiyorum zaten, o yüzden reddediyorum bu filmi=) Kitap olarak kalsaymış keşke.. Aslında ilk izlediğimde böyle düşünmemiştim, şimdi üstüne düşününce buna karar verdim..
Bu arada Funda Arar'ın yeni şarkısını çok sevdim, "Senden Öğrendim", fazla arabesk ya ondan sanırım=)
B.
3 Mart 2009 Salı
Günlerden sürpriz..
1 Mart 2009 Pazar
Günlerden keyif..

Bahar geldi sanırım, bu sabah nihayet panjurumu açınca güneşle karşılaştım, her yeni yıl, her mevsim değişimi radikal kararlar zamanıdır ya hani, ben de daha sık yaşanır bu dönemler, her hafta başı, her gece yarısı, her saat başı gibi ama bahar daha bir başkadır.. Bu bahar "baharı bekleyen kumrular" gibiden "ben her bahar aşık olurum"a terfi etmek istiyorum=) Ya da "bir bahar akşamı rastladım size" de olabilir, böyle sizli bizli pek sevmem ama galiba arada resmiyet gerekiyor ilişkilerde, değil mi Pınar Hanım??
Pınar: Resmiyeti sevmem. Sizi bizi çıkaralım aradan. Ben ilişkileri alabildiğine senli benli yaşamayı severim. Çoğul şahsı sadece ikimiz için kullanmayı severim. Ben bunları severim. Baharı da severim tabi. En sevdiğim ay nisan. Gerçi küresel ısındığı için nisanda tam bahar gelmiş olmuyo artık. Gördüğün gibi kafası karışık bi kimseyim. Ama ben baharı çok severim..!
Birsen: Hmmm, ben Mayıs akşamlarını iple çekiyorum, geçen sene Mayıs çok güzeldi, bu sene daha da güzel olucak biliyorum..:)
B.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

